YAŞAMAK

      Yaşamak, söylemesi ne kadar kolay. Yaşamak, bakın bir daha söyledim. Yaşamak bir daha bir daha ve bir daha yaşamak. 

      Bu hayat bir defa geçmiyor mu elimize? Ne diye bu acelemiz peki? Nereye yetişmeye çalışıyoruz ve neye yetmeye çalışıyoruz? Kendimizi birçok zevkten mahrum bıraktıktan sonra dünyanın en başarılı doktoru, mühendisi, avukatı olsak ne olur? Adı üstünde yaşamak bu. Hiç bu kadar hafife alınır mı dünyadaki en önemli işimiz? Kim aksini iddia edebilir, çıkıp haykırabilir "yaşamaktan daha önemli şeyler de var" diye? Ben edemem, sen bunu okurken durup kendine sor edemeyeceksin. Bunu okumayacak milyonlarca insan edemeyecek. Çünkü bu hayatın ölümden önceki tek gerçeğidir yaşamak. Çoğu kişi bu gerçeği bilmeden yaşarken yalnızca çok az kişi ne demek olduğunu bilerek yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak. Bu da yaşayanı, yaşamayı hayatta kalmak zanneden beşerlerin aksine bir insan yapar. 

      Yaşamak demek değildir ki yalnızca mutlu olunca "yaşıyorum bu hayatı" anlamı taşısın. Acı çekmek, mutlu olmak, heyecanlanmak, üzülmek, bazen içi içine sığmazken bazen de boş duvarlara saatlerce bakmak vs. bunların hepsi birer yaşam belirtisidir. Bir sevdiğinizi kaybettiğinizi düşünün veya bir sevgilinin gidişini, nasıl da canınız yanıyor. Sanki birisi eline almış ucu dikenli maşayı da kalbinizi sıkıyor. Tam manasıyla acı çekiyorsunuz, pusulanız tek bir yönü göstermek yerine bir saatin yelkovanı gibi her dakika farklı bir yöne dönüyor. Düşündünüz değil mi, ya geçmişten bir anı ya da olmasından korktuğunuz zamanı? İstemiyorsunuz değil mi bu acıyı, kim ister ki zaten deyip kendinizi avutuyorsunuzdur birde. Halbuki bal gibi istiyorsunuz hatta bunu zevkle yapıyorsunuz. Bilmeden biliyorsunuz ki acıda dibe yaklaşınca en ufak kıvılcım bile size mutluluk verecek. Çünkü bilmeden bildiğiniz bir şey daha var, o da "en ihtişamlı mutlular acı çekmenin hakkını verenlerden çıkar".

      Ve yaşayacaksak üç ay ömür biçilen hasta gibi hakkını vererek, ciddiye alarak yaşayalım. Öyle ölümü unutan aklı bir karış havadaki avaneler gibi vakit geçirmeyelim. Mutlu olmaktan, aşktan, tutkudan, arzudan hatta üzülmekten bile bizi mahrum bırakan işlerde çalışmak için bu hayatta parayla satın alamayacağımız tek şey olan zamanımızı, öldüğümüzde “ben zaten yaşamıyormuşum ki” demeyecek şekilde harcayalım. Ve yaşayalım, yaşadım diyebilmek için. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar