Ne var ne yok, nasılsın?

​      Nasılım şuan, iyi miyim kötü mü? Bir derdim bir sıkıntım mı var yoksa bunların ötesinde başka bir şey mi var? Son zamanlarda dil ile yüzüme söylenmese de "sen çok değiştin, ne oldu" bakışlarının altında yatan sebep nedir? Kendi kendimle şimdi yaptığım gibi defalarca bu konuyu konuştum aslında. Dedim sana ne oluyor, ne bu haller. 

       Bu durumdan çok rahatsızım, böyle olmamam lazım, ben bu değilim diyorum ama insanın kendini ömrü boyunca belli bir karakterin içine hapsetmenin doğru olmadığını, değişimin hayattaki değişmez hakikat olduğunu kabulleniyorum. Kabullenmek ne onu da tam bilmiyorum. 

      Kabullenmek, değişim, aşk; herkesin yaşadığı şeyler değil mi? Mesela çıksam sokağa çevirsem birini ve sorsam "hiç aşık oldun mu?" diye alacağım cevapların çoğunluğunu "evet oldum" oluşturacak. Peki "aşk nedir?" diye sorsam sonuç aynı mı olur?  Yüksek ihtimalle sonuç ve cevaplar siyah ve beyaz kadar farklı olacaktır. Biz insanların yazgısı da bu herhalde. Bilmediğimiz birçok kavram var ve biz bu bilmediğimiz kavramların anlamlarını yaşamak zorundayız. Çünkü yaşamanın gereklerinde bu kavramlar var. Benim için en önemli üç tanesini yazdım ama herkesin gerçekleri farklı olduğundan kavramlarda da farklılıklar olacaktır. 

      Peki bendeki değişim neydi? Eskiden nasıldım da şimdi nasılım? Aynanın karşısına geçip kendimle yüzleştiğimde bazı değişimler gözlerden bile belli olmaktaydı. Örneğin eskiden tahammül seviyem eyüp mertebesindeydi. En basitinden kim olursa olsun dinlemeye çalışır, vakit ayırırdım. Geçip giden zamanım sanki cebimden çıkan banknottu da keyfe keder harcanacak kadar kıymetsiz görürdüm. Ama şimdi geçirdiğim her dakikanın ehemmiyeti gözümde altın değerinde. Dışarıdan bir şey yapmıyor gibi göründüğüm zamanlarda bile zihnim daima açık ve sürekli olarak bir şeyler üzerine yoğunlaşmış biçimde çalışıyor. Bunu yapıp yapmamakta elimde değil, yaparken etrafımda neler oluyor onu da bilmiyorum, işin garibi merakta etmiyorum. Hayatımda ilk defa bu kadar içime dönük yaşıyorum belki. Dozunu da pek ayarlayamıyorum sanırım. Çok ben odaklı -bencillikten ve kibirden bağımsız bir ben odağı- yaşamaya başladığımı fark ettiğimde ihmal ettiğim şeylerin olabileceği de beni biraz huzursuz etmişti ki hala ediyor. İstemeden, farkında olmadan, bilinçsizce etrafımda kırdığım kalpler vardı  belki de. Açıkçası tam bu noktada yanlış anlaşılmaktan çok korkuyorum. Korktuğum şey aslında yanlış anlaşılma sonucu kalp kırmış olmak. Kalp kırmak kafa kırmak gibi değil ki. Dargınlık unutulur, kırılan kafa iyileşir ama kırılan kalp kırılanda kırandan bir iz taşır. Temennim odur ki kalp kırmamışımdır ya da telafisi olmayan hatalar yapmıyorumdur.

      Birde eskisi gibi çok gülemiyorum-eğlenmek anlamında gülmek-, hiç gülmüyorum anlamında değil, gerekli gereksiz her şeye gülmüyorum. Daha doğrusu gülemiyorum. Öyle yapınca kendimi samimiyetsiz ve yapmacık görüyorum. Belki dışarıdan da öyle görünüyorumdur, bilmiyorum. Bende ne cahilmişim, ne kadar şey bilmiyormuşum. 

      Bir bildiğim var ve bu da içinde bulunduğum değişimin ve sonuçlarının sebebi kendimi sevmem ama bunu nasıl yapacağımı bilmememdir. 

   

Yorumlar

Popüler Yayınlar