Geceye Dair

Gece. İçinde uykuyu, zifiri karanlığı, ıssızlığı, sessizliği, çaresizliği ve daha nicesini barındıran yalnızca tek kelime iki hece, ge-ce. 

   İnsanların daha kendini tanımadan başkalarını tanıma arzusuyla yanıp tutuştuğu kendi fikirlerinden çok başkalarının fikirlerini önemsediği her şey için bir şeye ya da birine muhtaç hissettiği saçma sapan bir dönemdeyiz. Sırf bu yüzden böyle bir dönemde kişinin kendini tanıması için gece kendisiyle başbaşa kalması gerektiği kanaatindeyim. Neden gece ? Gündüz tanıyamıyor muyuz? Hayır, sadece zannederiz. İnsanı bir yıldıza benzetirim, kimisi çok parıldar kimisi az ama sönene kadar parlar tıpkı insanın ölene kadar yaşadığı gibi. Ve unutmayın güneş varken yıldızları göremezsiniz. Yani bir insan gündüz herkesin ayakta olduğu tüm düşüncelerin kol gezdiği ve günün aydınlık saatlerinde kendi ışığını göremez. Göremezse tanıyamaz, tanıyamazsa kendisini başkalarının gözünden tanımak mecburiyetinde kalır. Böyle olunca ne olur hemen söyleyeyim. Hatta ne olmayacağını söyleyim, kendiniz. Başkalarının sizi olursunuz başkalarının beni olurum ama kendimiz olamayız. İşte gece de bize bizi veren o kadar kıymetli bir zaman dilimi. 

    Ben ve benim gibi birçok insanın hayatının en önemli zamanlarının gece olmasının başkaca sebepleri de var tabi hem de tonlarca. Mesela benim çoğu zaman altında kaldığım ezildiğim en az yaşadığım gerçekler kadar ağır hayallerim var. Ve bu hayallerle baş edebildiğim tek yer geceler. Çünkü günün sonunda fiziksel olarak bitik olsam da zihinsel olarak en diri olduğum, gerçekten yalnız kaldığım zamanlar benim için. Dışarıdan bakınca farklı görünse de aslında çok kalabalık biri de değilim. Benim kalabalığım kafamın içinde. Çevremdeki kalabalık ekseriyetle zihnimi oyalamaya hizmet ediyor. Bu yalnızca benim için de değil aksini iddia eden birçok kişi içinde geçerli diyebilirim. Başkaları adına konuşacak kadar da cüretkar olabilirim ve buna kimse de karışamaz bu saatlerde. Ben şimdiyi yaşıyorum şimdi yazıyorum. Siz benim şimdimin sonrasında bu yazıyı okuyorsunuz ve müdahale edebilme imkanına sahip değilsiniz. İşte gece insanı özgürlük ülkesinde kendi zamanının hükümdarı yapar hemde kimsenin karşı çıkamadığı herkesin biat ettiği.  

     Ve geceydi sureti gizleyip hakikati apaçık gözler önüne seren. Kimsenin mutlu taklidi yapma ihtiyacı duymadığı zamanlardı. Elbette katılmayanlar olacaktır ama mutluluk sadece anlardan ibarettir. Hayatın büyük bir bölümüne endişe ve stres hakimdir. Bunun dışına çıktığımız anları mutluluk olarak tanımlamaktayız zaten. İşte gece başta günlük sonra genel bir muhasebe yaptığımız yani hayatın ta kendisi ile meşgul olduğumuz zamanlardı. O yüzden kim gece ayakta ve yalnız ise evcil acıları ile uğraşır ve baş edebildiği oranla huzurludur. Huzur oranı ne kadar çoksa o kadar erken veda eder geceye ve ölüme bir gün daha yaklaşır. 

     Bu kadar yazdık anlattık ama işin aslına baktığımızda tüm bunların tam manasıyla ne geceyle ne mutlulukla ne de başka bir şeyle alakası var. Bunca anlatı belki düzenli hayata baş kaldıran hayatımın uykusuz geçen günleri için kendimi ikna etme çabalarımdı belki de geceleri sevmeme bir sebep arayışım. Normalde bir şeyi sevmek için sebep aramazdım ama bu sefer aramak istedim sanırım. 

     Bu yazıyı nasıl sonlandıracağım onu da bilmiyorum. Hemde üzerine demek istediğim daha bir sürü lafım olan bir konuda. Ama öyle ya da böyle bitirmek mecburiyetindeyim. Bari Özdemir Asaf’ın “Gece” şiiri ile bitireyimde bu kadar kelime bir nebze anlam bulsun değil mi? Hadi kendinizi üzmediğiniz, güzel günler yaşadığınız hayatı oluşturmak ve yaşamak için erkenden uyuyun. Kalın sağlıcakla. 


“Sözcükler birbirini götürdü, 

  Kitaplarda aklım kaldı.

  Yaşamımda bir düğüm, 

  Ve gecede sivrisinek, 

  Kaldım kaldı.”


    

Yorumlar

Popüler Yayınlar