Öldürmeyen acı güçlendirir mi ?
“Öldürmeyen acı güçlendirir.” Hepimiz bunu çok fazla duymuşuzdur. Nietzsche’nin bunu söylerkenki amacı neydi? Peki başka insanlar bir yerden duyduğu ya da okuduğu bu sözü söylediğinde muhatabına ne anlatmayı amaçladığını hiç düşündüğünüz mü? Gerçi ben bunu söyleyenlerin çoğunun bir şey amaçlayarak söylediğini düşünmüyorum. Şu an için sık kullanılan ne denmek istediğine dair en ufak fikir sahibi olmadan söylenen klişe bir söz haline geldi biraz.
Nietzsche herkesi kendi gibi zannederek alçakgönüllülük etmiş bunu söyleyerek. Çünkü idrak edip hayatımıza entegre edebilmemiz için sağlam bir irade ve güçlü bir psikolojiye sahip olmalıyız. Maalesef çoğumuz yaşadığımız acılara verdiğimiz tepkilerle sınıfta kalarak Nietzsche’nin alçakgönüllülüğüne layık olamadığımızı gösteriyoruz. Bunun birçok nedeni var tabi. Hepsine değinmek mümkün değil. Bende kendimi o kadar yeterli görmüyorum ama birkaçından bahsedebilirim.
İlk olarak büyüdüğümüz çevre en büyük sebeplerinden biri bu yenilgi arsızlığının. Kimisi baskının yüksek olduğu, kendi düşüncelerini ifade etmekten çekindiği, çoğu zaman kendisinden yalnızca söylenenleri yapması beklenen, sözünün dinlenmesi için kendisinden bir şeyler başarması ve saygı duyulması için karşıdasındakileri ikna etmesini gerektiren ortamlarda büyüyor. Böyle bir ortamda büyüyen biri bırakın çektiği acıyla güçlenmeyi, başkasının acıları bile omzuna yük olur zayıflatır. Başkalarından örnek vermeye gerek yok. Bunu en iyi kendimden biliyorum. Çünkü hayatımın büyük bölümü kendimi ispat etmeye çalışmakla geçti. Dahil olduğum nesilden kopuk büyüdüğüm bir dönem yaşadım, herkes eğlenirken oyunlar oynarken ben bana biçilen hayatın ötesine geçmek için hep bir mücadelenin içindeydim ve bir nebze de olsa bunu başardım. Bunu yaparken en büyük motivasyonum dünyada nefes alan sıradan bir insan olmanın ötesinde belki bir iz bırakırım düşüncesiydi. Acılarımın beni güçlendirmeye başladığı nokta ise kabullendiğim anlardı. Kabullenme derken şu an anladığınız kabullenme değil. İç sesim bana hep şunu söylerdi “ evet bunları yaşadın, ama bunlara üzülmeye devam edip yerinde mi sayacaksın yoksa harekete geçip bunu değiştirmeye mi çalışacaksın “ . Bu şekilde düşünerek neleri aştığımı bir bilseniz bana sabır ve mücadele madalyası takardınız. Öldürmeyen acı işte bu şekilde ve buna benzer davranınca güçlendiriyor. O yüzden proaktif olmalıyız ve nefes aldıkça bir çıkış yolunun olduğunu düşünüp bunun için mücadele etmeliyiz. Aksi taktirde sağlam bir darbede yerle bir oluruz ve emin olun bu mentali toparlamaya kolay kolay kimsenin gücü yetmez ta ki en dibi görene kadar.
Size bir olay anlatacağım. Tam da konumuzla alakalı. Bu anlatacağım olayda kısaca başka noktalara da değineceğim. Bundan on gün önce otobüsle memlekete gelirken bir haber aldım. Babam aradı, bir yakınımıza(17) araba çarptı dedi. Çocuğun kol, bacak, kalça, kaburga kırık. Önce ilçedeki sonra merkezdeki fakülte hastanesine götürmüşler. Ordan da GATA’ya nakletmişler. 30 tane alanında uzman doktorun olduğu heyet bacağının kesilmesine karar vermişler. Ertesi gün yapılan operasyonla bacağını diz kapağı sıfırından kesmişler. Çocuğun daha 17 yaşında hayat daha yeni başlarken yaşadığı kayıp yaşadığı acı tarif edilebilir mi , edilemez. Babasına ameliyat sonrası söylediği şey ne biliyor musunuz? “ baba söyle benim için üzülüp ağlamasınlar ben iyiyim “ . Bunu duyduğumda çok büyük saygı duydum ama merakta ediyordum nasıl bu kadar güçlü kalabildiğine. Çünkü ben düşüncesine bile tahammül edemezken yaşasam nasıl tepki verirdim hayal edemiyorum. Sonra kafama dank etti. Şu an olduğu yer GATA ve ora yarım kalan insanların hastanesiydi hala da öyle. Anladım ki daha büyük kaybı olanları görünce direnci arttı ve bu durum karşısında bu kadar güçlü kalabildi. Bunu niye anlattım hemen açıklayayım. Bu küçük çocuk yaşadığı kaybının merhemini daha büyük acılar yaşayanlarda bulmuştu. Belki de içinden şükretti kendi kaybına. Çünkü etrafında kollarının bacaklarının tamamını kaybeden insanlar var. Ve onlar sayesinde çektiği acı onu bu şekilde güçlendirdi belki de. Hayatın ne kadar değerli olduğunu, ölmüş olduğu ihtimali düşünerek hayatta olduğunu ve bunun kendisi için bir fırsat olduğu düşündü, anladı. Sonra benimde konuşma fırsatım oldu kendisiyle. Bana kendine inanan bir ses tonuyla iyi olduğunu ve daha iyi olacağını söyledi, mutlu oldum.
Evet dostlar ! Kısaca toparlayacak olursak ve illa bir ders çıkaracak olursak o da ne yaşarsak yaşayalım ne kadar acı çekersek çekelim tüm dünya üstümüze gelse bile ölmedik ve hayattayız. Ben hayattayım ve bu yazıyı yazıyorum. Siz hayattasınız ve bunu okuyorsunuz. Bize tek kullanımlık verilen hayat denen şeyi nasıl yaşamak bizim elimizdeyse neden kıymetini bilerek dolu dolu yaşamayalım. Hadi yazıyı başka bir klişe ile bitirelim. “ Kaybedince değil vazgeçince yenilirsin. “ . Kendinize iyi davranın.
Önce hayatta sonra sağlıcakla ve güçlü kalın.
Empati kurmak acıyı hafifletir pek tabi ancak asıl güçlendiren şey paylaşmaktır. Bir düşünceyi acıya dönüştüren onunla kendi başına yaşamaya çalışmaktır. Bu durum ölüme götürmese bile o yola süreklemektedir.
YanıtlaSil